Mutlu, sağlıklı, huzurlu, başarılı, bol kazançlı iyi bir yıl olsun :)
Eski uzakdoğu bloggerı. Yedeklediğim eski yazılarım.



Sevgili Bez Cadıları/OhYoonJoo, Masalevi, Madampatapuff beni çok yönlü blogger ödülüne layık görüp mimlemişler. Çookk teşekkür ederim. Kendim hakkında 7 gerçek anlatmam gerekiyormuş bir de :) Başlayalım bakalım...
1. Şimdi bu blog sahibiyle yakınlığımızı bilmeyen yok ama çok daha öncesinde benim için sadece bir okuyucuydu. İlk ödülün ona gitmesi tamamen objektif bir değerlendirme bunu söylemeliyim. Çok yönlü deyince aklıma gelen ilk kişi, o kadar çok farklı ilgi alanı var ki, yoruluyorum takip ederken Pudra Tozu
2. Tek şikayetim çok kısa yazması onun dışında konsept yazıları ile farkını ortaya koyan Aslı'nın Güncesi ikinci ödülün sahibi oluyor. Biraz daha uzun yazabilsen keşke :)
3. Lee Sung Gi deyince aklıma gelen tek isim. Hikayesini takip ettiğim tek blogger :) alkışlar eşliğine Astrea'nın Atlasına ödülünü veriyoruz :)
4. Büyüyünce doktor olacak o. Aslında oldu bile :) Dördüncü ödülün sahibi: Güzel kızım Bunu Sevdim.
5. Uzaktan al haberi'nin bir diğer yazarı, Kpop yazıları ile bilgi dağarcığımızı geliştiren ilk nesil blogculardan nickinden bile çok yönlü olduğunu anlayabileceğimiz Kimbapsuşi
6. Genç bir blogcu, yazılarından ne kadar gerçek ve tutarlı olduğu anlaşılıyor. Sanal bile olsa insanın kendi gizleyemediğinin bir örneği. Beğenerek takip ediyorum. Naysting
7. Tanışır, tanışmaz çok sevdim kendisini tek derdim çok ama çok uzun yazması :) So Ji Sub deyince akla gelen tek isim oldu. So Ji ile ilgili aradığınız her türlü bilgi A dan Z'ye Kaktüs Çiçeğinde bulabilirsiniz.
8. Wordpressten, bloggera geçince üzerindeki rehaveti attığını gördüğüm, her türlü zorluğun üstesinden gelebilecek kadar güçlü, kendi kendini övmeye bayılan Miss. Nefertiti :)
9. Gezer, tozar, okur, izler, diker, pişirir ama en çok gezer :) George Clooney sevdalısı, düşes ruhlu Seyhandan
10. Her türlü filmi kendi üslubunca yorumlayan, aşırıya kaçmadıkça argonun yakıştığı bir isim. Çok umarsız görünse de büyüklere saygıda kusur etmeyen, Ankara deyince aklıma ilk gelen Mavi
11. Bu da benden olsun çünkü çok severek okuyorum. Doğal, sempatik, içten, kompleksiz, kırtasiye delisi bir hatun :) Serrose Yolun Neresindeyim

1492’de İspanya’da sürülen Yahudiler için İstanbul’un adı 20. yüzyılın eşiğinde hala Konstantinopolis’tir. Rebecca Gatenyo bu şehirde, kuşakların birbirini izlediği ve benzeştiği bir buena familia’da (iyi aile) dünyaya gelir. Bu roman, Haliç kıyılarında donmuş gibi görünen zamana karşı bir sabırsızlık çığlığıdır. Üçlü bir laneti dile getirir; kadın, doğulu ve Yahudi olarak doğmuş olmanın sıkıntısıdır bu, bir de tarihin tuzağına düşmüş bir cemaate ait olmanın. Ana dili, İspanyolca ve Alliance İsraelite Üniverselle’in dayattığı Fransız kültürü arasında parçalanan Rebecca bizi sonsuz bir özgürlük arayışının peşinde Asya’dan Avrupa’ya ve Amerika’ya sürüklüyor. Bu süreç Birinci Dünya Savaşı, aile dramları ve Osmanlı azınlıklarının toptan göçü ile sarsılacaktır. Doğduğu dünyanın ilerisinde olan, onun tarafından dışlanan Rebecca yaşamak için ihtiyaç duyduğu sevgiye ve kabule ulaşmayı başarabilecek mi?
Uzun zamandır okunmayı bekleyen kitaplardandı 'İstanbulda Bir Yahudi Ailesi' Ne zaman aldığımı hatırlamıyorum. Benim için özeti: Drama Kraliçesi Rebecca'nın hikayesi. Evet zorluklar, sıkıntılar kadın olmanın getirdiği ekstra yükler var ama bütün bunları sadece kendi yaşamış gibi davranıyor. Özgüvensiz, cesur ama tedirgin. Konu fazla uzamış bence. Bir de alt metinde 'ah zavallı Ermeniler' durumu var. Umutla başlamıştım ama bir süre sonra kastı. Bitsin diye okudum resmen. Fakat kötü de diyemem. Arada İspanyolca kelimelerin, deyişlerin olması kitabı benim için daha katlanılır, daha cazip kılan etkenlerden. Merak ettiğim Fransa'da yaşayan yazar Türkiye'de hiç bulunmuş mu? Zannetmiyorum ama emin de değilim. Kadınlık hallerini daha ön plana çıkarmak isteyen yazar sadece buna odaklanmamış. Rebecca'nın yaşamında onu bakış açısıyla, o döneme, dönemin sosyal ve politik meselelerine değiniyor. Neticede ilginç bir kitap. Bu türü sevenler için okuması keyifli olabilir.
Pazar akşamıydı sanırım Gong Yoo 32. Blue Dragon Film Ödüllerine katıldı. Ödüllere ve ödül törenlerine mesafeli yaklaşan Gong YOO bu yıl gerek gişede, gerekse sosyal ve kültürel anlamda büyük ses getiren filmi Dogani ile, 2011 in sonuna damgasını vurdu. En iyi aktör dalında ödüle aday gösterilen Gong YOO törene çocuk oyuncularla geldi. Sanki mutlu bir aile babası gibi iki küçük kızı ellerinden tutuyordu. Ergenliğe adım atmak üzere olan delikanlı da tam arkalarından takip ediyordu onları. Bir de filmin yönetmeni var yanlarında ama o gereksiz bir ayrıntı :) Onu saymazsak mutlu bir aile gibiler :) Tam anlamasam da kırmızı halı geçişsinde Gong Yoo ve Dogani filminden oldukça övgü ile söz edilmiş.
Dogani oyuncuları bir sonraki sunucuları davet etmek için sahneye çıktılar. Aman pek de çıtı pıtılar :) Bu esnada Gong YOO'ya ve diğer oyunculara teşekkür ettiler. Sonra Gong YOO oppa bize oyuncak ayı hediye etti, ben de ona onun adını verdim demiş küçük kızlardan biri :) Çocukları izlerken yüzündeki gülümsemeye engel olamayan YOOppa ileride çok iyi bir baba olacağının sinyallerini de bu sevgi dolu bakışlarla vermiş oluyor.
En iyi Aktör dalında aday olan fakat ödülü Arrow filmi ile Park Hae Il'e kaptıran Gong YOO popülerlik ödülü aldı. Teselli ikramiyesi gibi o ne? İtiraz ediyorum şike var şike :) Zaten Park Hae Il de bir şaşırdı, kendisinin kazanmasına : ) Gong YOO ve Goo Soo sahneye çıktıklarında ortalığı yıkıp geçtiler. Gerçekten! Gong YOO kendileri ile birlikte ödül alan Choi Kang Hee'nin (Protect The Boss) eteğine bastı iki kez :) Go Soo nerede duracağını bilemedi. Burnu mu aktı? Duygulandı mı? Bilemedim. Ama mendile ihtiyacı oldu :D Sümüklü Go Soo ha ha. Bir de isimleri birbirine benziyor ya, sunucu Go Soo-shi ya da Gong Yoo-shi deyince ikisi birden baktılar. Çok komikti.

Ödül töreninin ardından 26 Kasım'da (2011) resmi fan clubu Yoo&I sitesine mesaj bırakan Gong Yoo hayranlarına teşekkür etti. Ödül sırasında onlardan bahsetmeyi unuttuğu için pişman olduğunu da ekledi. Geç olsa da kariyerinin 10. Yıldönümünde aktör Gong Yoo ve sıradan vatandaş Gong Ji Cheol olarak verdikleri desteğe teşekkür eden Gong Yoo gücünü hayranlarından aldığını söylemiş. Hepsini çok sevdiğini yazmış. (bizde seniiiiiii :P) Pankartlar, tezahüratlar çok güzeldi etkilendim demiş. Bütün gece gülümsediğini ve rol yapmadığını içten gülümsediğini de söylemeyi unutmamış. Gerçek bir ilerleme kaydettiğini, kendisini bile kendiyle gurur duyduğunu anlatmış. Daha önce çalıştığı oyuncularla da bu konuda konuşmak ilginçti demiş.
Ödüllerden çok hoşlanmadığını ama geçen geceki ödülün ona ilham verdiğini de yazmış. Çok hızla ilerleyen biri değilim, bu yüzden sıkılabilirsiniz ama bıkmadan beni desteklediğiniz ve bazen bana yol gösterdiğiniz için teşekkür ederim demiş. Evet Gong Yoo'cum şu hız meselesine ben de biraz takığım. 2 sene oldu askerden döneli. Hala bir dizi bekliyoruz. Bak 2012 de marduk kehanetleri falan diyorlar. Dünyanın sonu gelecek diyorlar. Bir dizi çek bari de dünya gözüyle izleyelim seni bir kez daha : ) Mazallah ölürüz, kalırız gözlerimiz açık gider valla. Demedi deme :)
Pek çoğumuzun 'Düşlerimin Prensi' dizisi ile tanığı Yoon Eun Hye yine bir çok kişinin sevdiği, beğendiği aktristlerden hatta öyle ki Gong Yoo ile beraber olsalar gerçekten, üzülmem. Coffee Princeteki kimyaları müthişti. Kızımızın oyunculuğuna da söylecek sözümüz yok. Bugüne kadar öyle 'büyük yakışıklılardan' kimseyle adı da anılmadı. Takdirimizi kazanmış bir insandır kendisi :) Ama son zamanlar bir haller geldi üzerine. Artık ailemizin masum kızı imajından mı sıkıldı? Yoksa birilerine mesaj mı vermeye çalışıyor? Orası muamma ama photoshoplu olmasını ümid ettiğim bu fotoğraflarla hayranlarını şaşırttı. Kızın resimlerine photoshopludur derken makarnaları, tatlıları yiyip yan gelip yatmayı ihmal etmiyorum tabii. Resim hilesi canıım :) Tamam illaki vardır bir kaç ufak düzeltme ama kız doğal güzel.
Bir de Big Bang üyesi, sert ve uzak duruşuyla kızların aklını başından alan T.O.P ile bir dergi çekimi yapmış. T.O.P hayranları eminim tırnaklarını kemirmiştir :) Fotoğraflar fena ama estetik olarak bakarsak gayet başarılı :) Bu kıza bir haller oldu ama hadi hayırlısı diyorum ha ha :)

Yılların ötesinden gelen bu filmi hatırlamama sebep Naysting blogudur :) Yıllar önce Star Tv pek çok kez yayınlamıştı bu filmi. En son Tv8 de izlediğimi hatırlıyorum. 1920'ler Amerikasında Alabama'da geçen hikâye iki kadının dostluğunu ve çevrelerindeki insanlarla olan ilişkisini anlatıyor. Fried Green Tomatoes at the Whistle Stop Cafe isimli kitaptan esinlenen film en iyi uyarlama senaryo dalında Oscar ödülü almış.
Evliliği yolunda gitmeyen ve orta yaş bunalımına giren Evelyn Couch, bir bakımevinde tesadüfen tanıştığı Ninny ile arkadaş olur. Onu her ziyaret edişinde, Ninny gençliğinde tanık olduğu bir dostluğun öyküsünü anlatır: 1920'ler Amerika'sında, siyah-beyaz çatışmasının en yoğun olarak yaşandığı günlerde, birçok zorluğa göğüs geren Idgie ve Ruth'un dostluğunun... Bu iki kadının öyküsünden ilham alan Evelyn, Ninny'nin de yardımıyla kendi sorunlarının üstesinden gelmeyi başaracak ve hayata yeniden tutunacaktır.
Idgie'nin büyük hayranlık duyduğu çok sevdiği ağabeyi bir tren kazasında ölünce yıkılıyor ve hayat onun için hiç bir zaman eskisi gibi olmuyor. Ağabeyinin o zamanki sevgilisi Ruth bir süre sonra kasabaya geliyor. Hayır işlerinde yer almak ve İdgie'ye yardım edebilmek için.
İki kadın arasındaki güçlü dostluk ön planda olsa da filmin alt metninde üstü kapalı le.zbiyenlik konusu işleniyor. İlk izlediğimiz yıllarda küçüktük elbette anlamadık. Hatta bana acaba mı? dedirten bir sahne ile ilgili yönetmenin yorumunu okudum sanırım Vikipedideydi. O sahnenin iki kadın arasındaki sembolik/temsili bir 'aşk' sahnesi olduğunu söylemiş. Idgie tam bir erkek fatma. Ruth tam bir hanımefendi. İkisi arasında tanımı ne olursa olsun güçlü bir sevgi bağı var.
Bütün bir yazı kasabada geçiren Ruth yaz sonunda evlenmek üzere evine döner. Idgie onu uzaktan kalbi kırık bir şekilde izler. Bir süre sonra Ruth'un kocasından şiddet görmesi sebebiyle Ruthu alır ve kasabaya getirirler. Bir cafe açarlar ve o cafe kasabanın kalbi olur adeta.
Evely'nin sorunluğu evliliği, özgüvensizliği ve hayattan bezmiş hali Ruth ve Idgie'nin hikayesi ile farklı bir boyut kazanır. Hikayenin ilerleyişi ile beraber Eveylyn kendini isteklerini, keşfeder. Özgüvenini kazanır. Fazla anlatıp da tadını kaçırmak istemiyorum. Ruth ve İdgie sadece kendilerinin değil çevrelerindeki insanların hayatında izler bırakır.
Sıcak, eskilerden güzel bir film. Hatırlayanlar bilir Parliment Pazar Gecesi Sineması olurdu 90'larda Star Tv de. Tam o kuşakta yayınlanan filmlerden. Hem de bir Pazar günü sadece hatırlamak için bir kaç sahnesine bakayım derken, kendimi filmi baştan sona izlerken buldum. İzleyin diyorum. Her seferinde 'çook güzel' diyerek seyrediyorum ben bu filmi.
Bir de internette gezinirken böyle bir yazı gördüm. Beğendim bir göz atın derim.


Bugün itibariyle 'Düşlerimin Prensi' Prens Shin rolü ile Türk izleyicisinin tanıdığı Ju Ji Hoon 2 yıl askerlik görevini tamamlayıp sivil hayata geri döndü. İlk işi fan meeting düzenlemek olacak 27 Kasımda. Hatırlamayanlar varsa, Ji Hoon 2009 yılında uyuşturucu kullanmak suçu ile ilgili sorgulanmıştı. Bir daha aynı suçu tekrar etmemesi şartı ile serbest bırakılmış akabinde hemen askere gitmişti. Hala üç büyük kanalın yasaklı listesinde olan Ji Hoon bir müzikal projesi ile dönüş yapacak. Ehh bekleyenlerin gözü aydın diyorum :)
Kore kız grupları arasında en sevdiğimin Wonder Girls olduğunu bir kaç kez belirmiştim. Kendimi hayran olarak tanımlamasam da seviyorum bu kızları. 2 yıldır Amerika'da bulunan Wonder Girls yeni albümlerinin tanıtımı için Kore'ye döndü. Müzikle alakam kulağıma hoş geleni dinlerimden öteye gitmediği için bu düşünceyi takip eden yorumlar yapacağım :) Hani yani 'bilmem ne soundu' falan gibi bir şey beklemeyin. Uyarayım da. Kore kız gruplarının şarkılarının çoğu benim için 'la la la' erkekler içinse 'na na na' dan öteye geçmeyen leblebi çekirdek kıvamında şarkılardı. Birkaç istisna var elbet ama onlar örnek teşkil etmiyor ne yazık ki.
Koreliler'in ne kadar Amerikan hayranı olduğunu bilmeyen yoktur herhalde. Şimdi yeni trend ünlü grupların Amerika'ya açılması. Aslında dünyadaki pek çok müzisyenin hayalidir Amerika'da çıkış yapmak orada dinlenmek. Çünkü, Amerika demek dünyaya açılan kapı demektir. Çok konuşuldu Wonder Girls hakkında. Kimse onları umursamıyor ABD'de dendi. Başarısız oldular, çuvalladırlar dendi. Halbu ki bu kızlar daha yolun çok başında. Tabii heyecanlı fan gruplarına bakarsanız Amerika'yı sallayıp geçtiklerini düşünebilirsiniz ha ha :)
Kızların promosyon dönemi olması sebebiyle pek çok röportaj veriyorlar. Büyük Tv programlarında yer alıyorlar. İlk kez dönüşleri Kore'nin diğer büyük kız gruplarından Girls Generations/So Nyuh Shi Dae ile aynı zamana denk geldi. Ayrıca Girls Generations da Amerika'da çıkış yapmak üzere hazırlanıyor. Ufukta Fan Wars Volume 1 görünüyor hazırlık olmak lazım :D Wonder Girls bu geçen sürede ne kadar olgunlaştıklarını kanıtlacasına GG ile ilgili sorulan sorulara, 'Onlar bir boşluğu, dolduruyor biz başka bir boşluğu' diyor. Müzik olarakta çıkış parçası olarak seçtikleri Be My Baby klasik Kpop tarzını sürdürse de 'Me in' farklı ve dünya çapında tutabilecek bir şarkı olabilir bence.
Yalnız şu albüm fotolarında Sohee'nin sürekli ortada olmasının nedenini çözemedim. Üstelik elini ağzına götürdüğü fotolarda seksi bile değil. Komik olmuş. WG en sevmediğim üyesi. O tombul yanakları, çocuksu ifadesi ile orta yaş üstü erkek hayranların beğenisine hitap ettiğini biliyoruz. Bunu korkunç bulduğumu da ifade etmek isterim.
Klas olmakla, ucuz olmak, seksi olmakla, basit olmak arasına ince bir fark var bence. Wonder Girls ve Girls Generations alımlı ve seksi kızlar. Ama misal Hyuna kısa metrajlı p...n..o çekmiş gibiydi 'Bubble Pop' klibinde. Wonder Girls bu albümde Beyonce'nin koreografı ile çalışmış. Yine Kpopta alışmadık bir durum olarak Yenny ve Yubin'in şarkılarda katkısı var. G.N.O Yenny'nin Rihanna'dan LFMO gibi Amerikan gruplarından esinlerek yazdığı bir şarkı. Çok eğlenceli. Tam 'Girl Power' mesajı veriyor.
Girls Generations Ted Riley ile çalışıyor, İngilizce şarkıları için. Twitter hesabında Wonder Girls'e laf atan ünlü prodüktör WG hayranlarının tepkisiyle karşılaştı . Fakat kızlar 'Bizi tanıyor olması bile önemli' diyerek bu olayı zekice geçiştirmeyi başardı. Girls Generaitons ne yapacak bekleyip göreceğiz. Ama dil çok önemli bir faktör ve 9 kızdan sadece 2 tanesi akıcı şekilde İngilizce konuşabiliyor. WG'nin 2.5 yıldır attığı bir temel var ortada. Bakalım Amerikan piyasasında kim tutunabilecek. SM Entertainment'ın altın yumurtlayan tavuğu Girls Generations mı? Yoksa JYPE'nin en büyük kozu Wonder Girls mü?

Aslında bu iki grup hakkında daha çok şey söylemek isterdim ama okuduğum röportajlar hep çok uzun ve dediğim gibi çok fazla müzik bilgim yok. Özetle Wonder Girlsün yeni albümünü beğendim. GG ise güzel kızlar diyorum, iyi şanslar diliyorum :)

Arkadaşlar söylemeyi unuttum, Asyadizi.com dan Scent of Womanı çevirisi tamamlanmış bir şekilde online izleyebilirsiniz. İndirmeyen ya da indirmekle uğraşmak istemeyenler için iyi bir seçenek.

Ayukawa Wakaba, zirveye çıkma hırsıyla dolu uluslararası bir avukattır. Bir hukuk ofisinde iş bulduktan sonra, patronu (Yakushimaru Hiroko) ona beklenmedik bir görev verir: Patronun 5 yaşındaki kızına bakmak. Wakaba kariyerinde başarılı olmak için görevi yerine getirmeye heveslidir. Kızı anaokuluna götürürken, karısından boşandıktan sonra oğlunu büyüten genç bir adamla (Nishikido) karşılaşır. Her ikisi de çocukları izlemekle uğraşırken, aşk onların arasında yavaş yavaş gelişmeye başlar.
Bu ayakkabılar ne ya, fırıncı küreği gibi. 45 numara falan olmalı ha ha :)
Japon sever arkadaşlara bunu bana daha önce önermedikleri için kızdım. Sonra baktım yeni bir diziymiş Ağustosta başlayıp, Eylül ayında bitmiş. Ben hiç bir bölümünü atlamadan izledim. Gerçekten çok sevdim. Ufak, tefek şeyler vardı yine ama alışılagelmiş 'kawai' haller yoktu dizide. Belki de çocuklar yeterince şirin olduğu için büyüklerin gereksiz, yapmacık sevimlilik hallerine yer vermeye gerek görmemişlerdir.

Çocuklar o kadar akıllı ama o bir o kadar çok bilmişlerdi ki. Zaten yetişkinler sürekli ayar yiyorlardı çocuklardan. Ne oluyoruz arkadaşım dedim. Ama küçük şımarık prenses çok tatlıydı. Ayukawa bu bebek bakıcılığı işini avukatlık kariyerine giden yolda bir sınav olarak görüyor. Çok büyük hedefleri var.
5 Yaşındaki küçük kız Ayakawa'ya diyor ki: Senin için çok üzülüyorum, çok safsın vs. Aykawa'da başını dik tutuyor her zamanki gibi ve 5 yaşında ki bir çocuktan daha fazla hayat tecrübem var diyor. Öyle mi ? Diyor küçük kız. Ben ilk öpücüğümü 5 yaşında aldım ya sen? Ben bu kısımda koptum resmen. Bacak kadar kızın söylediğine bakar mısnız? Böyle akıllı bir çocuğunun olması da zor :) Küçük mikrop :) Mikrop ama çok yalnız bir çocuk, çok meşgul bir annesi var. Sürekli bakıcı değiştiriyor ve oda artık isimlerini öğrenmeye bile gerek görmüyor. Nasıl olsa gidecekler diye. Bu ikilinin yetişkinler gibi iletişim kurması, sonunda aralarında bir bağ oluşması çok tatlıydı.
'Şimdiden anlaşalım çocukları sevmiyorum.'
Ayawa Akaba'nın gelecek planları arasında kriterlerinin hiç birine uymayan bekar bir babaya aşık olmak yoktu. Peki buna rağmen neden bu 'işe yaramaz' adamı kafasında atamıyor ki? Çooookk saçma :))
Açıkçası fazla bir şey söylemek istemiyorum. Eğlenceli bir Japon dizisi. Kısacık zaten 11 bölüm, bir oturuşta bitirebilecek arkadaşlar olduğunu biliyorum :) Aa bir de Japon dizilerinde dudaklarını sıkı, sıkı kapatıp, birbirine değdirince öpüşmüş sayılıyorlar ya... İşte bu dizide o yoktu. O yüzden bir kez daha sevdim :) İzleyin diyorum son kez.
İlk nesil blogculardan olarak tabir ettiğim, o yüzden bende yeri farklı olan sevgili Astrea ve Kimbapsuşi yeni bir blog açmışlar. İkisiyle de yüz, yüze tanışma şansını da elde ettim. Bloglarında ne kadar özgün ve doğallarsa gerçekte de öyleler. Sadece Kore değil, Uzakdoğu ile ilgili bütün magazin haberlerini Türkçe olarak sizlere getirmeyi garanti ediyorlar. Bundan sonra bu ne diyor kardeş, ben anlamadım derdine son! Google Translate'in alay edercesine sunduğu cümlelere son! Uzaktan Al Haberi en son dedikoduları bir magazin muhabiri ısrarcılığıyla ekranlarınıza getiriyor. Tabii bilgisayar ekranlarına :) Koşun, koşun bakın Oppanız ne yapmış? :)
Gong Yoo canım sen dizi falan çekme olur mu? Reklam çek, hem daha çok para var. Ayrıca daha az yorucu :) Videolara bakıyorum ve diyorum ki; tamam bir insan sevimli olur, yakışıklı olur, olur da arkadaşım bu kadar mı olur? :) Kanu Cafe 'Dünyanın en küçük cafesi' sloganıyla çıkış yapıyor. Görünen o ki Gong Yoo bu Coffee Prince imajından daha çok iş çıkaracak :)

